Tavlada elim açık oynamayı severim. Hiç akılcı olmayan riskli bir durumdur. Sadece kapı alarak gitmek varken, arada öylesine açık veririm. "Bak, kırarım ama," der karşımdaki. "Kır, canım, ne olacak. Oyun sonuçta.." Öteki türlü çok kontrollü ve sıkıcı gelir bana oyun. Kırarlar genelde. Ama her zaman benim de onları kırma ihtimalim vardır. Hele ki pulları toplamaya başladıkları vakit.. Oyun bitti sandıkları vakit.. Pişman olabilirler kırdıklarına, gerçekten. Çok kırıldım. Ama hiç mars olmadım neyse ki. Oysa kırmasalar da olurdu oyun. Ben de kırmazdım. Ve fakat ille de tek bir kazananı olacaktıysa, yine olurdu.
Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela... Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...
Yorumlar