Keşke hepimizin hayatında mutlu sonlarımıza ulaşacağımız Mr. Darcy'ler olsa... Ancak Jane Austen da bu mutlu sonların gerçek hayatta olmadığını biliyordu ve hayata inat romanını mutlu sonla bitirmek istedi. Mr. Darcy, 19. yüzyıl İngiltere'sindeki bir beyaz atlı prenstir. Ve Elizabeth Bennet ile sonsuza kadar mutlu yaşar... Ancak anladım ki, gerçek hayatta saçlarını uzatıp kulede beklesen de, azıyla yetinip kabullensen de yeterince mutlu olamıyorsun. Büyük ihtimalle. Bu bok gibi ülkeye çocuk da doğurmak istemiyorsun. Büyük ihtimalle. Sağlığa zararlı olduğunu bildiğin halde bir sigara yakıp, öksüre öksüre içine çekiyorsun. Büyük ihtimalle. Ah, sevgili Austen... Huzur içinde uyu.
Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela... Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...
Yorumlar