Onunla çok güzel bir şey yakalamıştık. Ya da belki de ben yakalamıştım. Aynı boşluğa bakıp aynı hayali kurabiliyorduk sanki. Sihirli gibiydi. Bir yanıyla bana benziyordu hayata bakışı; ama bir yanıyla da bambaşkaydı, sürprizliydi. Bir şehri bir bütün olarak varlığıyla daha da güzelleştirmişti. O şehir pek kimselerin bilmediği kuytularının hikayelerini fısıldamıştı kulağıma. Belki çoğunu aklım yaratmıştı kim bilir? Ve evet, en mükemmel, en güzel, en akıllı, en dürüst o değildi. Ama bir daha hiç öyle sihirli bir şey yaşamadım hayatımda.
Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela... Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...
Yorumlar