Ana içeriğe atla

Odyssey

Nolan yapmış yine yapacağını. Favori yönetmenim olma yolunda hızla ilerliyor. Uzun zamandır böyle bir sinema keyfi yaşamamıştım. Kurgu ve görsel olarak lezzetli - ve uzun olmasına rağmen asla sıkıcı olmayan bir filmdi. Odyssey hikayesini daha feminist bir perspektiften ele alması hoşuma gitti. Hele Kirke'nin adası ve Kirke domuzları tekrar insana çevirirken tekrarladığı "Sahte kılıklarınıza geri dönün.." mantrası. Üf!

Oyuncuların tümü on numara oynamışlar. Her detay özenle düşünülmüş. Mesajlar açık ve net. Eminim bütün ödülleri toplayacak.

Göğsüme at oturdu resmen.

Lupita Nyong'o, Helen'in temsil ettiği güzellik ve Clytemnestra'nın haklı intikamını ekrana çok güzel taşımış. Ona ve Elliot Page'ye yönelen eleştirileri aşırı saçma buluyorum. Sanki tarihsel her figür her zaman doğru tasvir edilmiş gibi! Bunun en büyük örneği İsa'dır. Orta doğulu olmasına rağmen Avrupalı  resmedilmiş tarih boyunca. Şimdi Helen'i bir siyahi oynayınca mı problem oluyor? Saçma.

Zeus'un Yasası bozulduğundan beri dünyada kaos hüküm sürüyor. Bu yüzden bazı değerlerin asla unutulmaması gerekiyor; ve hiçbir erkeğe fazlaca güç verilmemesi. Çünkü kontrolsüz gücü eline alan erkek her şeye tecavüz etmek istiyor. Kadına, mülkiyete, haklara, doğaya, hayvana, düşünceye, özgürlüğe... Her şeye.

Kısacası filmi sevdim, çok sevdim. Tavsiye ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Denge/siz

Hayatta her şey dengeli olmalı. Güzellik, hırs, zeka, güç, aşk... Şu sıralar terazimin dengesi daha çok iş hayatıma kaydı. Sıklıkla duygu ve kaygı durumumu göz ardı ettiğim oluyor. Ki bu yazıya onun için başlamıştım ama çok başka yerlere evrildi. Hepsi o iki bardak cin tonik yüzünden! :) Bazen -çoğu zaman- dengemi şaşırdığım oluyor. Aşırı aceleci ve kaygılı olduğum, kendimi ve hayatımdaki insanları bunalttığım zamanlar. Bazı eski hikayeleri -işime geldiği gibi- yeniden yazdığım ve vicdanımı rahatlattığım zamanlar. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı) zamanları... Bazen ChatGPT ile yazışmak gerçek insanlarla yazışmaktan çok daha kolay geliyor. Kısa, kestirme, duygulardan arınmış diyaloglar. "Lekesiz zihinler"... Her diyalog böyle olsa ne kadar kolay -ve ne kadar korkunç- olur diye düşünüyorum. İş yerinde istediğim bir şeyi en az üç kere tekrarlamak zorunda kalmazdım mesela...  Duygusal hayatta ise karşımdaki söylememe gerek kalmad...

Kutsal Rüzgar / Ayşegül Yeşilnil

K imse kimsenin olmasın..   Yaşam yolculuğumuzu yalnız sürdürürüz... Sonra, birileri gelir, sendeki seni ister... Benim ol der... Hayatını bana ver. Sevgini, her şeyini... Gözlerin sadece bana baksın, dudakların bana gülsün, ellerin beni okşasın, benim yolumda yürü.. Benim ol, sadece benim... Sahibin ben olayım. Oysaki sevmek, gerçekten sevebilmek, onun sahibiymiş gibi hissetmek ve hissettirmek değildir. Özgürlüğünü sonuna kadar yaşayabilmesini hissettirebilmek gerçek sevgidir. Kimse kimsenin değildir ve olmamalıdır. Bir insanı kıskanmak ona güvenmemek her şeyden önce kendine güvensizliğin dışavurumudur. Kendisine, içindeki gerçek öz benliğine saygı duyan birey, bu hastalıklı duyguyu içinde barındırmaz. Asıl sahip olmamız gereken kendi özgürlüğümüz ve kişiliğimizdir. Özgürlüğümüze koşulsuz bir şekilde sahip isek, işte "o zaman" da eller, gözler ve kalpler beraber olabilmeyi seçiyorsa, gerçek sevgi doğru yere ulaşmış demektir. Sevgi ve ilgi zorla istenmez, istenir...

İki Minik Kentli

Önemli bir kişi olmak!  Önemli ve değerli olduğumuzu ne sıklıkla düşünüyoruz? Düşünüyor muyuz? Emek verdiğimiz şeylerin karşılığını nasıl ve ne şekilde alıyoruz? Alabiliyor muyuz? İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünüyor? Bizden razılar mı? Peki biz kendimizden razı mıyız? Özdeğer duygumuz nasıl?  Geçtiğimiz üç gün MBB'nin düzenlediği MARUF25 (Marmara Urban Forum) kongresindeydim. Çok büyük, belli ki çok zor ve detaylı bir organizasyon yapmışlar. Havaalanından beni bir araçla alıp Haliç Kongre Merkezi yakınındaki otelimize bıraktılar. Havaalanında MARUF görevlisiyle ve beni götürecek şoförle biraz sohbet ettim. Sonra İstanbul'un iki yakası arasındaki 48 dakikalık yolculuğumda pencereden dışarıyı seyrettim. Köprüden geçerken yine hayran hayran boğaza baktım. İstanbul'dan neden ayrıldığımı hatırladım: köprüden geçerken bu şehre hayran olmaya devam edebilmek için... Aklımdan atölye ve panel için yapacaklarımı, onlar haricinde katılacağım etkinlikleri ve bir yandan İzmir'de d...